top of page

Üç Nokta: Week 26 (15 Haz-21 Haz)

Yazarın fotoğrafı: Cem Kaan Şirin
Cem Kaan Şirin
22 Haz
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Eyl

Bu hafta en çok maruz kaldığım gündem Milli Takımımızın tarihi maçı olsa da radarıma giren 3 haber de bana söylenen söz ile yapılan icraat arasındaki tutarsızlığı gösteriyor. Bir tarafta taktiksel beceriksizliğini kader yaftasıyla örtmeye çalışan Montella, öbür tarafta saraylarda geçerliliği 3 gün süren barış anlaşmasına imza atan Trump, diğer tarafta ise çocuklara çocukluklarını geri veriyorum diyen Starmer’a karşı çıkan Pavel Durov.



1. Elendik, Şimdi Sıra Suçluyu Bulmakta

8 yılı aşkın süre amatör liglerde futbol hakemliği yaptım. Mağlubiyet sonrası ilk suçlanan kişi, bariz bir hata yoksa, hakemdir. Çünkü hakemler dilsizdir. Cevap vermezler. Hatayı yapanlar aynada başka yüzleri yansıtmasını iyi bilirler.


Ancak Millî Takımımız Paraguay’a yenilip ikinci maçta veda ettiğinde ilginç bir şey yaşandı. Övgüyü hak eden tek kişi maçın hakemi Ivan Barton’du. Önce teknik direktör eleştirildi. Sonra oyuncular. Sonra federasyon başkanı.


Montella “Kader bizden yana değildi” dedi, sanki kader 65 şutu kaleye sokmamızı engelleyen ayrı bir oyuncuymuş gibi. TFF Başkanı odağını Fatih Terim’in konuşma üslubuna ayırdı, “İmparatora yakışmadı” dedi. Ahmet Çakar, Hakan Çalhanoğlu’nu yılan ilan etti. Caner Erkin, Montella’yı ihanetle suçladı.

İlk maçta Avustralya’ya karşı oynadığımız sıkıcı futbol beni üzmüştü ama ders çıkarılacağına dair açıklamalar gelmişti. Oyuncular saç modellerine gelen eleştirilerden bahsedince bir nebze empati de yapmıştım.


Paraguay maçından sonra fark ettim ki az bile yapılmış. “Buraya kadar getiren de biziz, elenen de” diyen Kaptan Çalhanoğlu, “Bu kadar şut çekip kaybettik, bu da kader” diyen Montella, futbolun yıldızı sayılan bu isimlerin ne derece basiretsiz olduğunu gösterdi.


24 yıl sonra, 9 yaşımda yaşadığım o millî duyguları tekrar yaşamayı bekleyen ben, bu kadarını beklemiyordum. Bu utanç bana “Keşke hiç katılmamış olsaydık” dedirtti.



2. Versay’da İmzalanan Üç Günlük Barış

Versay Sarayı’nı duymuşsunuzdur. Bilmeyenler için: I. Dünya Savaşı’nı sonlandıran antlaşmanın imzalandığı yer. Dünyayı böylesine önemli bir kaosun içinden kurtaran anlaşmanın atıldığı saray, ancak benzer bir süreç için tekrar kullanılabilirdi. Amerika ile İran arasındaki çekişmeli mücadele bir dünya savaşı olmasa da, yaşattığı petrol krizi dünya ekonomisini olumsuz etkilediğinden global bir sorun olarak değerlendirilebilir.


Yine de gösterişin icraatten daha fazla prim yaptığı bu çağda biliyoruz ki küçük bir anlaşma, ne kadar büyük bir dekorla satılırsa o kadar inandırıcı görünüyor. Trump gibi bir cin fikir, bu anlaşmayı sansasyonel bir sarayda atmayacak da kim atacak?


Fakat barış sadece üç gün sürdü.


Sonra boğaz tekrar kapandı. Gerekçe ise İsrail’in Lübnan ateşkesini ihlal etmesiymiş. Ben yakın geçmişimizden, büyük söylemlerin eskisi kadar pahalı olmadığını öğrendim. Tüm politik ve ekonomik gücü elinde barındıran birkaç kişiden biri olan Trump’ın aynı hafta “Kafalarına füze yerler” diyebilmesi de bu sahnenin ne kadar ince bir kağıttan ibaret olduğunu gösteriyor.


Versay’da imzalanan barış, belki de birilerinin kasasına akacak dolarların yolunu açmak için verilmiş bir su molasıydı.



3. Çocukluğu Yasayla Geri Vermek

İngiltere Başbakanı Starmer, 16 yaş altına sosyal medya erişimini yasaklayacağını söyledi. Bu sayede çocuklara çocukluklarını geri vereceklerini iddia ediyor. İlk bakışta kulağa iyi gelen bir söylem gibi. Bir devlet başkanının ağzından çıkan en insani cümlelerden biri belki de.


Ama Telegram’ın kurucusu Pavel Durov’un dedikleri aklıma takıldı. Durov’un sözleri, para ile gücü elinde tutan kapital sahiplerinin halkın seçtiği yöneticileri nasıl baskıladığını gösteriyor. Durov “Hiçbir yasa iyi ebeveynliğin yerini tutamaz” dedi. Devamı daha da vahim: “Birçok ebeveyn, çocuğu sırf uslu dursun diye eline tablet tutuşturuyor.”


Akıllı telefonlar ve sosyal medya ile tanışmamız 20 yıldan fazla değil. Elimizde hayatımızı kolaylaştıran inanılmaz bir güç var. Ancak sosyal medya mühendisleri her geçen gün insanlığı daha da zombileştiriyor. Daha fazla reklam, daha fazla tüketim, kapitalist düzenin çarklarına sıkılan en kaliteli yağ. Bu çarklar arasında en çok zarar gören ise bilinçsiz tüketici oluyor. Bunların başında da çocuklar geliyor.


Aslında çocuklara çocukluklarını geri vermek çok güzel bir istek. Ama çocukluğu önce kim aldı, buna da bakmak gerekiyor. Belki de yasa çıkarmadan önce sorulması gereken asıl soru bu.

 
 
 

Yorumlar


© 2026 by Cem Session

bottom of page