top of page

W24: 1–7 Haziran 2026

Yazarın fotoğrafı: Cem Kaan Şirin
Cem Kaan Şirin
8 Haz
5 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 19 Eyl

Bu hafta gündem yine tuhaftı. Bir tarafta 8 yıl sonra geri dönen bir başkan, diğer tarafta dopamin siteleriyle zihnini doyuranlar, bir yanda interneti ele geçiren botlar, diğer yanda 5.300 yıllık bağırsaktan yapılan ekmek… Modern dünyanın özeti gibi: Neyin daha absürt olduğuna karar vermenin zor olduğu bir haftayı geride bıraktık.


1. Aziz Yıldırım: 2.926 Gün Sonra

7 Haziran günü 27.172 kongre üyesinin oyu sayıldığında tablo netti: Aziz Yıldırım 17.245, Hakan Safi 9.927. Yüzde 63’e 37. Dahası, bu oy sayısı Fenerbahçe tarihinin en yüksek tek aday oyuymuş. Yani Aziz Yıldırım sadece kazanmadı, rekor da kırdı.


Rakamları bir kenara bırakalım. Asıl hikaye şu: Aziz Yıldırım, 3 Haziran 2018’de Ali Koç’a seçimi kaybettikten tam 8 yıl sonra yeniden sahneye çıktı. Zafer konuşmasında “Sözümüz söz, şampiyonluk” dedi. Hakan Safi ise yenilgiyi şöyle açıkladı: “Camiamız eskiyle yaşamayı seviyor.”


Aynı hafta Türkiye gündeminde Prof. Dr. Güner Sönmez’in “Sevgiliden ayrıldıktan sonra duygusal bağlar yaklaşık 8 yıl içinde tamamen kayboluyor” paylaşımı dolaşıyordu. Belki de Hakan Safi biraz daha dişini sıkıp bekleseydi, Fenerbahçe kongre üyeleri de eski sevgilisini unutup yeni denizlere yelken açabilirdi.


2. Dopamin Siteleri: Alışveriş İllüzyonu

Bu hafta Güney Kore’den gelen bir habere çok şaşırdım. İnsan psikolojisinin ve tüketim çılgınlığının bu noktaya geldiğini gösteren “dopamin siteleri” kavramından uzak olmama açıkçası sevindim.


Bu dopamin siteleri aslında birer sahte e-ticaret platformu. Sepetinizi doldurup “satın al” butonuna basıyorsunuz; ekranınıza anında sipariş detayları ve kurye takip haritası düşüyor. Sahte kuryenizin mahallenize gelişini saniye saniye takip edebiliyorsunuz. Ortada gerçek bir ürün, kredi kartı, hatta bir ödeme dahi yok. Peki, neden bunu yapıyoruz?


Cevap basit ancak açıklaması biraz karışık. Basitliği, bu duyguya hiç yabancı olmamamızdan geliyor. Siz de benim gibi modunuz düşük olduğunda kendinizi Trendyol Go uygulamasında restoranları kıyaslarken, yorumları okurken ve sonunda yiyecek bir şey bulamayıp evde salçalı makarnayla sarı kola yudumlarken buluyor musunuz? Ya da en kaliteli kulaklığı seçip, tam ödeme aşamasında “Bu biraz sepette beklesin,” deyip günler sonra siparişi vermeden siliyor musunuz? İşte Güney Koreliler bu davranışımızın altında yatan sebebi bulmuşlar: dopamin.


Bu keşifle beraber, beynimizin en ilkel nöron bağlantılarını ve hayvani içgüdülerini dürtükleyen bu dopamin bağımlılığımızı besleyecek sahte e-ticaret siteleri kurmuşlar. Nörobilim ve psikoloji, kapitalizmin bizi getirdiği bu noktada ilkel dürtülerimizi besleyecek yeni ürünler ortaya koyuyor. Bu siteler, içgüdüsel olarak avlanmaya ve iz sürmeye programlanmış zihnimizi cebimizden bir kuruş çıkmadan tatmin ediyor.

İşin sosyolojik kısmına bakacak olursak, Güney Kore, tıpkı dünyadaki çoğu ülke gibi, genç işsizliği ve yüksek yaşam maliyetleriyle boğuşan bir toplum. Bu siteler aslında birer “yoksulluk simülatörü”. Gerçek hayatta o lüks ürünü almaya gücü yetmeyen gençlik, çareyi bu platformlarda zenginlik rolü yaparak geçici bir kaçış bulmakta arıyor.


Peki, bu hizmetlerin ücretsiz olması sizde de soru işareti oluşturmuyor mu? Pokémon GO oynayarak sokak sokak Pokémon arayan kullanıcıların aslında harita görselleştirme teknolojisi için çalışan birer ücretsiz işçi oldukları, seneler sonra ortaya çıkmıştı. Bugün ise insanın bu en ilkel dürtülerini kullanan sahte e-ticaret siteleri neyi amaçlıyor olabilir? Unutmayın; bir ürüne para ödemiyorsanız, ürün sizsinizdir.


3. İnterneti Kim Kullanıyor?

Bu soruya verilen cevap geçen hafta değişti.


Cloudflare’in verilerine göre internet trafiğinin yüzde 57,5’i artık botlardan geliyor. İnsanlar yüzde 42,5’te kaldı. Bu, internet tarihinde ilk kez kaydedilen bu tür bir geçiş noktası. Cloudflare CEO’su Matthew Prince bunun 2027’de olmasını bekliyormuş. Ancak bu duruma 18 ay erken geldik.


Temel neden yapay zeka ajanları. Bir insan alışveriş yaparken 5 siteye girerken, bir yapay zeka ajanı aynı araştırma için 5.000 siteye girip çıkabiliyor. Bütün internet reklamcılığı, e-ticaret ve içerik geliri modelleri insan dikkatine dayanıyordu. Şimdi o denklem hızla bozuluyor.


“Dead internet theory” diye bir kavram var; yakın zamanda bu konuyla ilgili bir yazı yazıp paylaşmayı hedefliyorum. Temelde internetin zamanla botların birbirleriyle konuştuğu bir alana dönüşeceği fikrini savunuyor. Bu hafta o teori yeniden gündeme geldi.


Bu verinin kendisi de büyük ihtimalle yapay zeka araçlarıyla analiz edilip sunuldu. Yani “ya botlar bizi kandırmak için trafiği abartıyorsa” diye düşünmek de mümkün. Tam bu noktada kendinizi kusursuz bir paradoksun içinde buluyorsunuz: Güvenilirliğini sorguladığınız bilgi, güvenilirliği sorgulanan sistemin ta kendisinden geliyor. Kendi varlığından emin olmak için aynaya bakan ama aynadaki yansımanın bir simülasyon olup olmadığını asla çözemeyen bir insan gibiyiz. Belki de dijital dünyanın “Cogito, ergo sum” (Düşünüyorum, öyleyse varım) anındayız. Tek farkla, bu kez düşünen biz değiliz.


4. 5.300 Yıllık Bağırsaktan Ekmek

Şimdi sizi biraz rahatsız edecek ama aynı zamanda oldukça büyüleyecek bir habere geldik.


Ötzi, yaklaşık 5.300 yıl önce, yani Mısır piramitleri henüz inşa edilmemişken, bugünkü Avusturya-İtalya sınırındaki Alpler’de sırtına ok yiyerek hayatını kaybetti. 1991’de iki Alman yürüyüşçü onu buzulda buldu. O günden bu yana bilim insanları meşhur Buz Adam’ı defalarca inceledi. Saçlarının döküldüğünü, vücudunda onlarca dövme olduğunu, kanser yapıcı bir HPV türü taşıdığını buldular.


Bu hafta ise başka bir şey daha buldular: Bağırsaklarında hala yaşayan maya.


Bolzano’daki araştırmacılar, Ötzi’nin bedeninden aldıkları örneklerle üç ay uğraştıktan sonra bu mayayı üreterek ekşi maya ekmeği yaptıklarını söylediler. Baş araştırmacı Sarhan sonucu şöyle özetledi: “Very, very good.” Sıradaki hedefleri ise bira üretmekmiş.


Araştırmacıların Ötzi’yi tanımlama şekli şöyle: “Mumya gerçek anlamda yaşayan bir biyolojik arayüz. Antik dünya ile bugünün buluşma noktası.”


Buraya kişisel bir parantez açayım. Bu haberi okurken midem biraz kalktı, itiraf edeyim. Ama sonra düşündüm: Her hafta ekşi mayalı ekmek tüketiyorum. İş arkadaşımın mayası 3 yıllık, annesininki anneanneden kalma, bir diğerininki daha da eski. Bu yarışa son verecek kestirme yolu nihayet bilim insanları buldu. 5.300 yıllık mayayı bağırsaktan çıkardılar. Yarış bitti.


Hem ekşi mayalı ekmek seven hem kokoreç yiyen biri olarak şunu söyleyebilirim: O bağırsaktan yapılan ekmeği yemek, kokoreç yemekten büyük ihtimalle çok daha temiz bir iş aslında. Mantığım bunu kabul etse de midemin edeceğini hiç düşünmüyorum.


5. Selçuk Sports: Köyünde İhbar Edildi

Türkiye’de milyonlarca insanın yıllarca kaçak olarak ücretsiz Süper Lig izlemesini sağlayan sitenin sahibi Selçuk Yılmaz geçen hafta tutuklandı. Beni şaşırtan ise nasıl yakalandığı oldu.


MİT ve siber suçlarla mücadele birimleri Denizli’nin Pamukkale ilçesine operasyon düzenledi. Selçuk Yılmaz evindeydi. Üzerinden hard diskler ve kripto para soğuk cüzdanları alındı. Suçlama yalnızca kaçak yayın değil. Asıl büyük suçlama, milyonlarca kullanıcıyı organize biçimde yasa dışı bahis sitelerine yönlendiren bir ağı yönetmek.


Site, üniversite yıllarımda bile vardı. Nereden baksan 10-15 yıllık bir kaçak yayın altyapısından bahsediyoruz. Binlerce üyesi, milyonlarca kullanıcısı olan bir yapı bu kadar uzun süre nasıl ayakta kaldı? Bu sorunun etrafında yıllarca her türlü teori dolaştı.


En popüler olanı şuydu: BeIN Sports’un asıl kârı reklamverenlerden geliyor. Kulaktan kulağa yayılan bu şehir efsanesine göre, Selçuksports sayesinde ekran başında kalan milyonlar, maç esnasında panolarda dönen veya ana yayına gömülen reklamların erişimini absürt seviyelere çıkarıyordu. Yani yayıncı kuruluşun reklam gücü, ironik bir şekilde kaçak izleyen kitle sayesinde katlanıyordu. Elbette kaçak yayındaki bahis reklamı istilasını ve dijital telif gerçeklerini düşününce bu teori mantıksal olarak ciddi açıklar barındırıyor; ancak Türkiye’de futbolun kuralsız doğasını açıklamak için uydurulmuş harika bir “teselli komplo teorisi” olduğu kesin.


Ama şimdi asıl meseleye gelelim: Selçuk Yılmaz köyüne ev yaptırmaya gitmişti ve komşuları tarafından ihbar edildi.


Bu detay, haberin tamamından daha fazlasını anlatıyor. Türk insanını biraz tanıyan biri şunu bilir: Eğer birileri bir şeyden fayda sağlıyorsa genellikle etliye sütlüye dokunmak istemez; ta ki ya çıkarı bitene ya da haset ve kıskançlık devreye girene kadar. Selçuk Yılmaz ile komşuları arasındaki hikayede ikincisi gerçekleşmişe benziyor. Büyük ihtimalle yıllarca herkes “helal olsun” diyerek izledi. Sonra adam köyüne döndü, ev yaptırdı ve köy kahvesinde kullanmadığı şekerleri çaktırmadan cebe atıp evdeki şeker kutusuna koyan amcanın gözüne batar oldu.


Onca yıl telif haklarından, yayıncı kuruluşlardan, siber operasyonlardan kurtuldu. Sonunda yenemediği şey ise Anadolu’nun en eski istihbarat teşkilatı olan komşular oldu.

 
 
 

Yorumlar


© 2026 by Cem Session

bottom of page