top of page

2026 Dünya Kupası: Kolektif Futbolun Zaferi

Yazarın fotoğrafı: Cem Kaan Şirin
Cem Kaan Şirin
20 Tem
3 dakikada okunur

Güncelleme tarihi: 20 Eyl

Bir ay boyunca dünyanın gözünü çevirdiği Dünya Kupası sona erdi. Son düdükle birlikte, turnuva başlamadan önce yaptığım tahmin gerçekleşti ve kupayı İspanya kazandı. Tek yanıldığım nokta, finalde İspanya’nın rakibinin Arjantin değil Fransa olmasıydı. Yine de Fransa ile İngiltere arasında oynanan üçüncülük maçının sunduğu seyir zevki sayesinde, üçüncülük maçını finalden daha fazla keyifle izlemiş olmaktan memnun kaldım.


Aslında final maçının bu kadar kısır, üçüncülük maçının ise bu denli keyifli ve bol gollü geçmesi bana tesadüf gelmiyor. Kupaya bir adım kala elenen takımlar için üçüncülük, final kadar büyük bir baskı oluşturmuyor. Oyuncular da sahaya çok daha rahat çıkıyor.


Çeşitli turnuva ve spor dallarında ilgi görmediği gerekçesiyle kaldırılan üçüncülük maçları, 2026 Dünya Kupası’nda ne kadar değerli olabileceğini bir kez daha gösterdi. Öyle ki ardından izlediğim final müsabakası oldukça sönük ve sıkıcı geçti. Bir ara beraber maçı izlediğim herkesin elinde telefonla sosyal medyada dolaştığını fark ettim.


Ayrıca yayıncı kuruluşun devre arasında adeta bir karnaval havasında geçen konserleri ekrana getirmemesi bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Justin Bieber, Shakira, Madonna ve BTS gibi isimlerin sahne aldığı gösteriyi ancak YouTube üzerinden bulduğum bir canlı yayın sayesinde sonradan izleyebildim.


Maçın hakemi Sloven Vincic, yoruma açık birkaç ikili mücadele dışında genel anlamda başarılı bir performans sergiledi. Aldatmaya yönelik hareketlere prim vermedi, otoritesinden de ödün vermedi. Turnuva boyunca sergilediği performans da böylesine büyük bir finali yönetmeyi hak ettiğini gösteriyordu.

Aynı hakemin daha önce Türkiye’deki büyük bir derbinin ardından yoğun eleştirilere maruz kaldığını hatırlayınca, Dünya Kupası finalindeki yönetimi bana o tartışmaları yeniden düşündürdü. Bir kez daha fark ettim ki ülkemizde hakem performansları çoğu zaman maçın kalitesinden çok sonucun etkisiyle değerlendiriliyor.


Eski bir futbol hakemi olduğumdan mıdır bilmem, çoğu kişinin dikkatini çekmeyecek küçük bir ayrıntı ise benim gözümden kaçmadı. Turnuva boyunca hakemlerin siyah formalarındaki Adidas’ın üç omuz çizgisi standart beyaz renkteydi. Final hakeminin formasında ise bu çizgilerin altın renkli olması ve sırtında isminin yer alması, FIFA’nın finale özel yaptığı ince ama şık bir dokunuştu.


Bitiş düdüğünün ardından İspanyol futbolcuların haklı sevinci başlarken, bazı Arjantinli oyuncuların bu mağlubiyeti sindiremeyip rakiplerine saldırması Arjantin Milli Takımı’na yönelik algımı tamamen değiştirdi. Emiliano Martinez’in 2022 Dünya Kupası’ndaki o meşhur sportmenlik dışı ödül sevincini de hatırlayınca, yaşananlar aslında benim için hiç şaşırtıcı olmadı. Hem kazanmayı hem de kaybetmeyi bilmeyen bu agresif tavır, benim gibi pek çok futbolseverin finalde neden İspanya’yı desteklediğini bir kez daha net şekilde gösterdi.


Öte yandan, Donald Trump’ın, İspanya’nın kupa kaldırma töreninde Infantino’nun tüm uyarılarına rağmen kadrajdan ayrılmamakta ısrar etmesi, günün en ilginç ve bir o kadar da komik anlarından biriydi.


Ödül törenini tribünlerin önünde buruk bir ifadeyle geçiren Arjantin Milli Takımı ve kadraja yansıyan ağlayan Messi görüntüsü ister istemez insanın içini burkuyordu. Kariyerinin son Dünya Kupası, kupaya yalnızca bir maç kala gelen final yenilgisiyle sona ermişti. Üstelik bir gün önce Mbappe, attığı iki golle gol krallığını da Messi’nin elinden almıştı. Ancak Arjantin’in turnuva boyunca sergilediği sert oyun, aleyhlerine çalınmayan bazı düdükler ve gösterilmeyen kartlar aklıma geldikçe, içimde İspanya’nın şampiyonluğuna sevinen adalet duygusuna benzer bir hissin olduğunu inkar edemem.


Özetle; turnuva boyunca bireysel yıldızlardan çok takım oyununa yaslanan İspanya, kolektif futbolun hâlâ en büyük güç olduğunu bir kez daha gösterdi. Finalde Arjantin’in gördüğü kırmızı kart dengeleri tamamen değiştirse de, o ana kadar da oyunun kontrolü büyük ölçüde İspanya’nın elindeydi. Messi gibi tarihin en büyük futbolcularından birine sahip olmak bile, kusursuz işleyen bir takım organizasyonunun karşısında tek başına yeterli olmadı.


Bu turnuva bana futbolda uzun vadeli başarının yalnızca yetenekli oyuncularla değil; doğru sistem, disiplin ve ortak akılla geldiğini yeniden hatırlattı. Bu yüzden kupayı kazanan sadece İspanya değil, kolektif futbol anlayışıydı.


Turnuvaya damga vuran birçok Afrika kökenli oyuncuyu izlerken yıllardır sevdiğim bir Afrika atasözü aklıma geldi:


“Hızlı gitmek istiyorsan tek başına git, uzağa gitmek istiyorsan birlikte git.”

 
 
 

Yorumlar


© 2026 by Cem Session

bottom of page